Bergson, Henri

Bergson, Henri ve Özlüsözleri

1859 / Fransa, Paris
1941 (82 yaşında) / Fransa, Paris

Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuş Nobel ödüllü Fransız düşünür.

20. yy.ın kendine özgü bir filozofu olan Henri Bergson (Paris,18.10.1859 - Paris, 4.11941) 1889 yılında “Essai sur tes données immédiates de ta conscience” (Bilincin Doğrudan Verileri Üstüne Deneme) adlı kitabıyla doktorasını verdi. Öteki önemli yapıtları ise şunlardır: “Matière et Mémoire, essai sur ta retation du corps à l’esprit 1896” (Madde ve Bellek, Bedenin Zihinle İlişkisi Üstüne Deneme); komiğin anlamını ele aldığı “Le Rire, 1900” (Gülme); biyolojik yaşamın doğasını incelediği “L’Evolution créatrice 1907” (Yaratıcı Evrim); “Réflexions sur te temps, l’espace et ta vie, 1920” (Zaman, Uzay ve Yaşam Üstüne Düşünceler); görelilik kuramı üzerinde durduğu “Durée et simultan A propos de la théorie d’Einstein, 1922” (Süre ve Eşzamanlılık, Enstein’ın Kuramı Üstüne); “Les deux sources de la morale et de ta religion, 1932” (Dinin ve Ahlakın İki Kaynağı); bilincin bedenden bağımsız olduğu konusundaki tezini savunmak amacıyla yazdığı çeşitli denemeler ve verdiği konferansları içeren “Energie spirituelle, 1919” (Zihinsel Enerji); metafiziğini en iyi açıklayan metinlerin bulunduğu “La pensée et le nouvant, 1934” (Düşünce ve Devingen.)

Felsefesi sezgicilik temeline dayanır. Gerçeğe, mutlak bilgiye akılla değil duyuşla, sevgiyle varılacağını öne süren filozofa göre sezginin kavrayabileceği en temel gerçek “saf süre”dir. Madde, zaman ve hareket ise aslında sürenin algılanma biçimleridir. “Her şey tek bir nokta halinde saf sürede toplanır. Ne var ki yine Bergson’a göre, “bu o kadar katıksız bir küçük noktadır ki hiçbir düşünür onu anlatamaz”. Kendisinin de bu yüzden ömrü boyunca anlaşılamadığını belirten filozof, Matière et Mémoire (Madde ve Bellek) 1896, l’Evolution Créatice (Yaratıcı Evrim) 1907, Durée et Simultanéité (Süre ve Eşanlılık) 1922, gibi eserlerinde süre içinde bilincin işlevini inceledi. “Ona göre, bilinç, geçmişin şimdiki zaman içinde saklanmasıyla geleceğin taklit edilmesinden oluşan bir bellektir.” Dolayısıyla bilincin işlevi eylemi belirleyen bir “seçme”, “karar verme” edimidir. Bergson bu savdan kalkarak “yaşam atılımı” olarak adlandırdığı ve bitkiden hayvana hayvandan insana yükselen, insanda yapıcı ve yaratıcı bir irade olarak ortaya çıkan bir olgunun varlığına işaret eder. “Yaratıcı evrim” ise, filozofa göre, işte bu evrensel süreçtir ve felsefenin görevi bu süreci aydınlatmaktır. Bunu da ancak dış görünüşü kavrayabilen akıl değil asıl gerçeğe uzanabilen sezgi gerçekleştirir. Düşünceci (idealist) felsefeye yeni bir güç katan Bergson; Fransız Sorel, İngiliz Whitehead, Alman Heidegger, İspanyol Unamuno gibi birçok önde gelen filozofu, başta Proust olmak üzere çok sayıda edebiyatçıyı; Belçikalı Dwels-hauress gibi psikologları etkiledi. 1927’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Sistemini kurmaya girişmeden önce Bergson, ampirizmi, rasyonalizmi ve rölativizmi yeniden gözden geçirir ve bu dizgelere karşı çıkar; bunun yanında Darwincilik, Lamarckçılık ve entelektüalizmi de eleştirir. Onun öğretisi, gerçekçilikten yalnızca katı cisimleri; düşünceden yalnızca kavramları, bilinçten de yalnızca biçimi göz önünde tutan görüşleri, yani deneyciliği, usçuluğu ve göreciliği bir yana bırakarak, hem zekânın bir eleştirisini, hem de insan deneyinin başlangıcını sezgiyle kavramaya yönelik bir yöntemdir. Psikolojik bir temele dayanan Bergsoncu sezgi, gerçekçiliğin eklemlenmeleri ve farklılaşmaları üzerinde önemle durur ve sıçramalarla ilerler. Bu gerçeklik, öğelerin birbirine eklenmesinin bir sonucu olmayan ve geliştikçe bireylere bölünerek ortaya çıkan bir gerçekliktir. Bergson’a göre eşya, bu çeşit bir eklemlenmenin sonucudur. Terimleri iç içe giren bir art arda geliş ve niteliksel bir ilerleme olan süre(durée), Bergson’a göre, bireysel ya da toplumsal yaşamı koruma zorunluluklarının gözden kaybettirdiği ve düşüncede yeniden ele geçirilen salt dolayımsızlıktır.

Bergson’a göre bilimler kendi içlerinde büyük ve ciddi bir yetersizliğe ve eksikliğe sahipler. Çünkü onlar hiçbir zaman evrenin tam ve upuygun bir görünümünü yansıtamamaktadırlar. Örneğin bilimsel devinim kavramı temelden tutarsızdır. Bu yüzden bilimler bazı öteki disiplinler tarafından tamamlanmayı gereksinirler. Bu tamamlayıcı disiplinin metafizik olduğu söylenebilir; ancak klasik metafizik de bilimler gibi zihnin bir yaratısı olduğundan tıpkı onlar gibi aynı yetersizlikle özürlüdür. Klasik metafizikler varlığı en son temel olarak, oluşu da (değişme) onun bir türevi olarak görürler. Böylece onlar ne zamanı, ne de değişmeyi anlayabilirler. Metafiziğin kurmaları da (Demokritos ‘un yok edilemeyen atomları, Platon’un öncesiz ve sonrasız formları, Kant’ın değişmez kategorileri gibi) tıpkı bilimlerin konstrüksiyonları gibi yetersizdir ve evreni betimlemekten uzaktır. Bergson’a göre, klasik metafiziğin yanlış olarak varsaydığı ya da sandığı bir başka nokta da, her şeyi kuşatan, kavrayan bir “dizge” nin, içinde yalnız edimsel (aktüel) olanı değil, fakat aynı zamanda olanaklı (possible) olanı da bulunduran bir dizgenin kurulabileceğine olan inançtır. Bu metafizikçilere göre “edimsellik alanı”nın ötesinde ve üstünde bir“olanaklılık alanı” yer almaktadır. Olanaklılıklara inanma ise, varlığın, zihnin bir illüzyonu olduğu kanısından kaynaklanmaktadır. Klasik metafizikçiler buna benzer bir sürü sözde problemler üretmişlerdir. Bu durum karşısında Bergson, metafiziği yeniden tanımlamaya, belirlemeye girişti ve ona yeni bir yöntem kazandırdı: Zihni (intellect) kullanma yerine, sezgiyi (intuition) kullanma. İşte “Metafiziğe Giriş” adlı yapıtının ana konusu budur. Bergson, bu düşüncelerini geliştirerek daha sonra şöyle bir sonuca varır;sezgi, yalnızca salt gerçekliğin (hakikatin) bilgisini sağlar; zihin ise yalnızca görünüşlerin bilgisiyle sınırlandırılmıştır. Buradan da şu sonuç çıkar; metafizik, doğa bilimlerinin üstünde bir disiplindir. Gerçekten de felsefe açısından bakıldığında bilimler, bilme bakımından, cognitiv olarak değersizdirler; çünkü onlar salt gerçeklik hakkında hiçbir şey söyleyemezler. Bu yüzden Bergson’a göre, metafizik ile bilimler eşgüdümlü olmalı, birbirine koşut biçimde ayarlanmalıdır ve değerce de eşit olmalıdır. Çünkü her ikisi de salt gerçeklik alanı ile ilgilidir; bilimler, madde planıyla; metafizik ise tin alanıyla ilgilenir. Dahası her alanın elde ettiği bilgi, sınırsız bir yayılıma da sahiptir ve ideal bir sınırda birbirleriyle bütünleşebilirler. Bergson’un amacı bilimin denetlenmesine kendisini adayacak ve bilimin ilerlemesinde kendisini yetkili söz sahibi kılacak bir felsefeyi formüle etmek suretiyle felsefe disiplininin bilimle ortak bir sınıra sahip olmasını sağlamaktı. Sezgi yöntemini benimseyen metafizik, böylece bilimlere, sürüp gitme, oluş, hatta evrim hakkında doğru bilgi ve veri sağlayarak, bilimlere eklemlenip onları tamamlamış olacaktır.

Bergson felsefesinde temel sorun “zaman” kavramıdır. Zaman genellikle ölçülen ya da ölçülebilen süre, uzaysal boyutları olmayan sürem demektir ve olayların birbirini izlediği sonsuz bir ortam olarak düşünülen soyut, temel bir kavramdır. Ona göre eski felsefenin anladığı bu türde bir zaman, bilimin ölçülebilen bir uzayı (mekân) olarak nitelediği olgudur. Oysa böyle bir görüş zaman kavramının içerdiği sorunu çözmeye yetmez. Örneğin Kant’ta “zaman”, bütün sezgiler için temel işlevi gören zorunlu bir tasarımdır. Genel olarak fenomenlerden (görüngülerden) zamanı dışlamak olanaksızdır, ama zaman içinde görüngüleri pekalâ soyutlayabiliriz.Demek oluyor ki zaman apriori olarak vardır; görüngüler ancak mekân içinde gerçeklik kazanırlar. Tüm görüngüler ortadan kalkabilir ama zamanın kendisi, görüngülerin genel olarak koşulu olmak bakımından, asla ortadan kaldırılamaz. Kant’ a göre, mekân ve zaman deneyin iki ayrı türüne aittirler. Mekân yalnızca dışduyuyu (sinnlichkeit) etkileyen şeyi verdiği için, Kant’ta zaman, mekâna oranla bir ayrıcalığa sahiptir. Bu yüzden zaman, genel olarak bütün görüngülerin apriori biçimsel koşuludur. Kant, zamanı, katışıksız sezgi olarak, içduyu verilerine özgü hale getirmekle, gerçekte zamanın hakiki sezgi kipi olarak gelişebileceği alanı genişletmiş oldu (Kant, Kritik der reinen Vernunft, I, I). Demek ki Newton’un saltık zaman ve uzayın metafizik biçimler olduğu görüşünden etkilenen Kant’a göre zaman bir kavram değil, görünün (anschauung) apriori biçimidir. Olgular ancak bu apriori biçim içinde gerçeklik kazanırlar. Bir başka deyişle görünün apriori biçimi anlamında zaman, olguların olanaklılığının koşuludur.

Bergson’a göre zaman ise, insan bilincinin bir oluşumu ve yaratıcı gelişimidir. Bu nedenle insan bilincinin dışında değil, gelişim süreci içindedir. İnsan bilinci ise belleğin oluşturduğu ayrı bir varlıktır. Belleğin kökeni de geçmişin şimdiki sürede uzamasıdır. Bellek bu özelliği yüzünden, durağan değildir; geçmişten bugüne doğru uzayan kesintisiz bir akıştır. Nitekim insanın bilinçli varlığının özünü, geçmişin şimdiki sürede uzaması demek olan bellek kurar, geçmişin geriye dönmesi söz konusu değildir. Zaten deney de bunu doğrudan doğruya göstermektedir. Bergson’da zaman, hakiki ve psikolojik zaman ile matematiksel zaman olmak üzere ikiye ayrılır; matematiksel zamanın çevirimi uzayda, hakiki ve psikolojik zamanın çevirimi ise bilinçte gerçekleşir.

Ahlak ve Dinin İki Kaynağı adlı eserinde, toplumsallık eğiliminin, insanın yaşama zorunluluğunun bir sonucu olduğu savunulur. Toplumun, insanı ahlaka ve dine zorlayan birtakım gerekleri vardır. İnsan varlığının en önemli yanı olan toplumsallık, insan ödevini yerine getirmeye çağırır. Bu, ahlak ve dinin ilk kaynağıdır. Ödevseverlik, insanın kendini koruma yolu olduğu kadar yaşama zorunluluğuna da uymasıdır. Kişiye itici gelen bu kaynağın sonucu olan din ve ahlak inşam korur. Yaşamı ilerleten içi gücün kaynağını Tanrı’da bulan Bergson, zekâ ve sezginin, ahlak ve dinin iki kaynağını oluşturduğunu, zekânın oluşturduğu ahlakın kapalı toplum ahlakı olduğunu belirtir. Burada özgürlükten değil, yasaların egemenliğinden söz edilebilir. Bu ilk kaynaktan gelen din ve ahlak, dürağan, tutucu, toplumsal ve eskimiştir. İkinci kaynak ise, kişiyi çeken, çağıran insan heyecanıdır. Bu heyecanın yarattığı örnek alma ve taklit etmeciliğin kaynağında, insanların yaratma içgüdüsü bulunur İnsanın yaratma gereksinimini karşılayan ahlak ve din buradan kaynaklanır. Çünkü, sezgiden kaynaklanan bu açık toplum ahlakının içinde, sevgi ve özgürlük egemendir. Buradan gelen ahlak ve din; bireysel, ileriye yönelik ve süreklidir. Kitabın ikinci bölümünde, ölüm korkusundan söz eden Bergson, dinle insan zekâsının ölümü kaçınılmazlık biçiminde algılamasına karşı, doğanın savunucu bir tepkisi olduğunu vurgular.

Bergsonculuk: Fransa dışında önemli etkiler yaratan ve gerçekliğin durağan olmadığı, sürekli değiştiği görüşüyle, bilginin deneysel olması ilkesine dayanan Bergson felsefesi ile pragmacılık arasında önemli benzerlikler vardır. İki görüşü birleştiren bir ortak nokta da insana, kişiliğe önem ve değer vermeleridir. Bergsonculuğun bilgide kuramsal olan sezgiye, pragmacılığın da pratik olana dayanmasına karşın iki görüş, koşutlukları nedeniyle, birlikte anılırlar. Bergson felsefesine tümüyle bağlı kalarak onu işleyen “Bilimin Eleştirisi” adlı eserin yazarı J. Segond, Bergsoncu; Maurice Paradine, Edouard le Roy, Maurice Blondel, Dilthey, J. Dewey ve Croce ise Bergsoncu-Pragmatist çizgide düşünürlerdir.

ÖzlüSözleri

"Varolmak değişmek, değişmek olgunlaşmak, olgunlaşmak ise kendini sonsuza dek yaratmaya devam etmektir."

"Bir eylem adamı gibi düşünün, düşünce adamı gibi davranın."

"Evren tanrılar üreten bir makinadır."

Anahtar Kelimeler
Bergson, Henri, Metafizik, Epistemoloji, mantıksızlık, dil felsefesi, matematik, nobel, sezgicilik
Benzer Kişiler

Derrida, Jacques (Kişiler) Edebiyat eleştirmeni ve dekonstruksiyonizm olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.

Parmenides (Kişiler) Doğa filozoflarından sayılmakla birlikte, Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir.

Aristo (Kişiler) Antik Yunan filozof.

Thomas Aquinas (Kişiler) Bilgi felsefesi, metafizik, siyaset ve ruhun ölümsüzlüğü konularındaki yorumlarıyla skolastik düşünceye önemli katkılar sağlamış keşiş ve filozof.

Schopenhauer, Arthur (Kişiler) İrrasyonalist ve karamsar olarak bilinen Alman düşünür.

Spinoza (Kişiler) 17. yüzyıl felsefesinin önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Thales, Miletli (Kişiler) Felsefeyi başlatan filozof olduğu kabul edilir.

Berkeley, George (Kişiler) Dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin varolduğunu, buna karşılık maddenin varolmadığını öne süren İngiliz düşünür.

Leibniz (Kişiler) Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriyle tanınmaktadır.

Dewey, John (Kişiler) Aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikan filozof ve eğitim teorisyeni.

Wittgenstein (Kişiler) Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla 20. yüzyılın en önemli filozoflarından sayılır.

Schiller, Ferdinand (Kişiler) İngiliz Pragmacılığının en önde gelen savunucularındandır.

Sokrates (Kişiler) Yunan Felsefesinin kurucularındandır

Heidegger, Martin (Kişiler) Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olan Alman filozof.

Sartre (Kişiler) Felsefi içerikli romanlarıyla 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biridir.

Ingarden, Roman (Kişiler) Husserl’in fenomenolojik yönteminden yararlanarak edebiyat ve sanat yapıtlarını açıklamaya çalışmıştır.

Foucault (Kişiler) Fransız filozof, fikir tarihçisi, sosyal kuramcı ve edebi eleştirmen.

James, William (Kişiler) Charles Sanders Peirce ve John Dewey ile birlikte pragmacılık görüşünün kurucuları arasında gösterilen Amerikalı ruhbilimci ve felsefeci.

Einstein (Kişiler) Görecelik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamış, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisidir.

Hypatia, Iskenderiyeli (Kişiler) Roma döneminde Mısır'da yaşamış Yeni-Platoncu Yunan filozof ve ilk önemli kadın matematikçidir.

Hayyam (Kişiler) Iranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Pascal (Kişiler) Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünür.

Anaksimender (Kişiler) Düşüncesi hakkında çok şey bilinmeyen ilk Yunan filozofu ve gökbilimcisi.

François Mauriac (Kişiler) Fransız edebiyatında "sol Katolik" akımın temsilcileri arasında kabul edilir.

Camus, Albert (Kişiler) Varoluşçuluk ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak kabul edilen Fransız yazar ve filozoftur.

Beckett, Samuel (Kişiler) Genellikle Paris'te yaşamış İrlanda'lı, 20. yüzyılın en etkili avangart romancı, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve şair.

Anatole France (Kişiler) Klasik geleneğin önde gelen temsilcilerinden kabul edilen Fransız yazar.

Gide (Kişiler) Nobel Edebiyat ödülü sahibi Fransız yazar.

Hemingway (Kişiler) Amerikalı romancı, kısa-hikayeci ve gazetecidir. Kısa ve gösterişsiz yazı tarzı ile bilinir.

Marquez, Gabriel (Kişiler) Kolombiyalı, yazar, romancı, hikayeci ve oyun yazarıdır.

Russell, Bertrand (Kişiler) Nobel ödüllü, İngiliz filozofu, mantıkcı, matematikçi, tarihçi, yazar, sosyal eleştirmen, siyasi aktivist.

Dawkins, Richard (Kişiler) Britanyalı etolog, evrimsel biyolog ve yazar.

Tamamlayıcı Konular

Metafizik (Konular) Algılarımızı (idrakimizi) ve duyularımızı aşan konular

Ateizm (Konular) Tanrının olmadığını savunan ve dinleri reddeden görüş.

Din (Konular) Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet

Felsefe (Konular) Varlık, anlam gibi sorunların araştırılmasına yönelik düşünsel etkinlikler.

Inanç (Konular) Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma.

Matematik (Konular) Aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı, riyaziye.