Kierkegaard

Kierkegaard ve Özlüsözleri

1813 / Danimarka
1855 (42 yaşında) / Danimarka

Varoluşçu filozofların ilki olarak kabul edilen Danimarkalı, teolog, şair ve yazar.

Yaşamı düşüncelerine büyük ölçüde yansımış olan Sören Kierkegaard, babasının etkisiyle sıkı bir protestan olarak yetiştirilmişti. Protestanlık, ona aşırı kuralcı bir tutum ve karamsar bir bakış açısı kattı. Dinbilim doktorasını verdikten sonra, Kopenhag’da papazlık yapmaya başladı. Evlenme girişimleri iyi sonuç vermedi. Din konusunda bitmez tükenmez kavgalara girdi. Bu kavgalardan yorgun düşerek, kırk iki yaşında öldü. Bıraktığı notlar ölümünden çok sonra Almanya ve Fransa’da etkili olmaya başladı. İşte bu etki varoluş felsefesini doğurmuştur.

Kierkegaard, varoluşçu felsefenin başlıca konularını ortaya koydu ve çok yerde çelişkiye düşmekten de çekinmeyerek (Nietzsche gibi) bu sorunların çözümüne çeşitli yaklaşımlar getirdi. Nietzsche’den otuz yıl kadar önce dünyaya gelmiş olmakla birlikte, doğmakta olan yeni düşünce deviniminin ilk atılımlarım ortaya koymakta Nietzsche’den daha başarılı oldu ve bu yüzden varoluşçuluğun öncüsü sıfatına hak kazandı.

Kierkegaard her şeyden önce, Hegel’in bütünsel akılcı sistemine karşıdır. Kierkegaard’a göre insan yaşamı bu tür bütünsel bir akılcılığa uymaz. İnsan yaşamını bütünsel bir sisteme götürmeye çalışmak onun gerçekliğini bozmak anlamı taşır. Protestan katılığının dışına çıkıp gerçek bir Hıristiyan tutumu alma yoluna girdikten sonra, insan ruhsallığının derinliklerinde varolan gerçeklikleri Hıristiyanca bir yoruma tutmaya çalıştı. Ona göre, gerçek bir Hıristiyan umutsuzluk ve bunaltı duyguları duyan insandır. İnsan, gerçek bir Hıristiyan yaşamını sürdürürken, “saçma”ya olan inancını gerçekleştirir. Bu “saçma”, insan aklıyla kavranamaz olan ve o büyük gizi açımlayan şeydir. “Saçma”dır “doğru”yu doğrulayan. Çünkü tanrısal gerçeklik insan aklını çok aşar. Biz Tanrı’yı akılla kavrayamayız. Biz Tanrı’ ya, gönülle, öznelliğimizin etkinliğiyle yaklaşabiliriz. Akıl böyle bir yaklaşımdan hiç bir sonuç alamayacaktır. Kierkegaard’ın varoluşçuluğa en büyük katkısı, sanırız, “saçma” kavramını ortaya atması oldu.

Aydınlanmanın geliştirdiği doğa bilimle­rini örnek alan bilgi ve akılcılık anlayışına şiddetle karşı çıkan Kierkegaard, Aydınlan­manın nesnelliği vurgularken, geleneksel din ve ahlâkın hakikatlerine karşı aldığı düşman­ca tavırdan rahatsız olarak, öznel hakikatin önemini vurgulamıştır. Hegel gibi, inanç ve aklı, hümanist bir teolojiyle daha yüksek bir düzlemde uzlaştırmaya çalışmak yerine, inançla aklın uzlaşmaz Olduğunu savunan ve inançla akıl arasındaki yarığı daha da geniş­leten Kierkegaard, fideizm yoluna girmiştir.
Başka bir deyişle, rasyonalist bilgi görü­şüne karşı çıkan, nesnel bilgi idealinin içsel yaşama, bireyin öznel deneyimine kör oldu­ğunu savunan, onun İnsan yaşamını anlama­ya hiçbir katkısı olmadığını söyleyen Kier­kegaard’a göre, rasyonalist sistemler gerçekliğin tümünü bir düşünce sistemi içine sıkıştırır, her şeyi akla indirger; akıl dı­şındaki öğeleri ve hepsinden önemlisi varo­luşu unutur. Varoluş terimini Kierkegaard İnsan için kullanır, zira var olmak belirli bir birey olmak, çabalayan, alternatifleri hesa­ba katan, seçen, karar veren bir birey olmak anlamına gelir. Aklı, toplumu, vb, ön plana çıkartan bir felsefe kişiselliği, kişisellik il­kesi olan varoluşu, İnsanın varoluşunu mey­dana getiren öğeleri hiç dikkate almaz. Oysa gerçek felsefe ancak varoluş felsefesi olabilir, yani felsefe derinden derine kişisel bir özellik taşımalıdır. Felsefe genel olana değil, özel olana, nesnel değil de öznel olana yönelmelidir.

Kierkegaard’a göre, İnsan yaşamı, soyut düşünceye göre çok daha önemlidir. Dahası, genel felsefi problemlerin, soyut düşüncele­rin İnsanın en önemli anlarında hiçbir yardı­mı olmaz. Ona göre, İnsan yaşamının en önemli anları, bireyin bir özne olarak kendi­sinin bilincine vardığı kişisel anlardır. Bu ki­şisel ve öznel öğeler, yalnızca nesnel öğeleri, tüm İnsanlarda ortak olan nitelikleri dikkate alan rasyonel düşünce tarafından açıklana­maz. Oysa, her İnsanın, her kişinin biricik varoluşunu meydana getiren bu öznelliktir. Ta­nınmaya ve açıklanmaya muhtaç olan budur.

İnsan için önemli olanın kişiliğin gelişti­rilmesi olduğunu savunurken, Kierkegaard İnsan varoluşunu, varoluş halini betimleyip, İnsanın ne olduğuyla ne olması gerektiği arasında bir ayrım yapar. Ona göre, İnsanın yaşamında İnsanın özünden varoluşuna doğru bir hareket vardır. Hıristiyan dininde bu harekete ilişkin geleneksel açıklama günah kavramından oluşur. Kierkegaarda göre de, İnsanın özü Tanrı’yla, sonsuz olan yüce varlıkla ilişkiyi gerektirir. İnsanın varoluş hali, onun özünden uzaklaşmasının, yani Tanrı’ya yabancılaşmasının bir sonucudur. Bundan dolayı, İnsanın bu dünyadaki yaşamı, ‘korku’yla, ‘yılgınlık’la ve İnsanın sonluluğundan duyduğu ‘sıkıntı ‘yla doludur. Bir İnsanın eylemleri, onu Tanrı’dan daha’da uzaklaştırırsa, onun yabancılaşması ve umutsuzluğu daha da artar.

Akıl yoluyla kanıtlanabilecek ahlaki bir sistem ya da din olamayacağını, ahlâk ya da din içinde, bize belli bir biçimde yaşamamız gerektiğini gösterecek, hiçbir rasyonel kanıt olmadığını savunan Kierkegaard, dini ya da ahlâki doğrularla ilgili kesinliğin, İnsan varlıklarında söz konusu olan kesinsizlik öğesi­ni ortadan kaldırırken, özgürlüğü de yok edeceğini öne sürer. Öte yandan, rasyonel kanıt, bize doğru yaşamakta olduğumuzu entellektüel olarak gösterse bile, bizi hiçbir zaman öznel olarak ikna edemez. Bundan dolayı, onun gözünde kesinsizlik ya da be­lirsizlik, öznel hakikat açısından bir kusur olmak bir yana, onun özünü meydana geti­rir. Kesinsizlik, İnsan yaşamı açısından en önemli olan şeyin, seçme özgürlüğümüzün doğal bir sonucudur.

Kierkegaard’a göre, kesinsizlik özgürlüğü içerir. Bizim, teorik kesinliğe ulaşamasak bile, hakikati arama gibi bir sorumluluğumuz vardır. O, İnsanın, şu ya da bu biçimde yaşamak, ve seçiminin sonuçlarıyla birlikte yaşamak durumunda olduğu için, seçimde bulunmaktan başka bir alternatifi bulunma­dığını söyler. Bir seçimde bulunmamak da, daha az bilinçli bir seçim olsa bile, bir ter­cihtir. Ona göre, biz, özgürlüğümüzün far­kından olmadığımız zaman bile, sorumlu­yuz. İşte, İnsandaki endişe ve tasanın. korku ve yılgınlığın kaynağında bu durum, yani özgürlük ve sorumluluğumuz vardır.

Kierkegaard’da aralarında çok yakın bir ilişki bulunan korku ve özgürlük kavramla­rı, ikici bir metafiziği yansıtır. Başka bir de­yişle, onda İnsan varlıkları, hayvansal olan-la tanrısal olanın, sonluyla sonsuzun bir karışımını ifade eder. Buna göre, İnsan var­lığı zamansal olanla ebedi olanın, sonluyla sonsuzun, tinle maddenin, özgürlükle zo­runluluğun bir sentezidir. Özgürlük imkanı tinsel doğamıza bağlıdır. Fakat İnsan varlık­larının bir de hayvani doğaları vardır. Bu nedenle, İnsan özgürlüğünü, hep bir çatışma ve korku olarak yaşar. İşte İnsan varlığının en temel seçimi, özgürlüğünü benimseyip, hayata geçirme ya da özgürlükten kaçıştır. Kierkegaard, özgürlükten kaçışı. 19. yüzyıl toplumunun, burjuva ahlâkının en temel özelliği olarak ifade eder. İnsanlar uzlaşım­sal davranış tarzlarına uymakta, ortalama olana sığınmaktadırlar. Ölümün kaçınılmaz­lığı gerçeğiyle yüzyüze gelmek yerine, gelip geçici hazların sağladığı tatminle yeti­nip, unutmayı ve yılgınlığı seçmektedirler.
Kierkegaard, bu durumu ve çıkış yolunu, estetik varoluş tarzı, ahlâki varoluş evresi ve nihayet dini varoluş tarzından meydana gelen üç ayrı varoluş evresiyle göstermeye çalışmıştır. Ona göre, her İnsan gerçekleştir­mek durumunda olduğu bir öze sahiptir. Bu öz ise, İnsanın Tanrı’yla ilişki içinde olması olgusu tarafından belirlenir. İnsan bu dün­yadaki yaşamı sırasında, üç varoluş tarzın­dan her birinde olabilir.

Fakat İnsanının yaşadığı yabancılaşma, umutsuzluk ve suç duygusu, İnsana bu varo­luş tarzlarının niteliğini ve bunlar arasında­ki farklılıkları öğretir. Kierkegaarda göre, İnsanın yaşadığı bu olumsuz duygular, ona bazı varoluş tarzlarının diğerlerinden daha sağlam ve gerçek olduğunu gösterir. Sağ­lam ve gerçek bir varoluş tarzına ulaşmak ise, akılla değil de, inançla ilgili bir konu­dur.

ÖzlüSözleri

"Duanın işlevi, Tanrı'yı etkilemek değil, daha ziyade dua edenlerin niteliğini değiştirmektir."

"Yaşam, çözülmesi gereken bir sorun değil, yaşanacak bir gerçekliktir."

"Kandırılmanın iki yolu vardır. Birincisi, neyin doğru olmadığına inanmaktır; Diğeri, doğru olana inanmayı reddetmektir."

Anahtar Kelimeler
Kierkegaard, varoluşçuluk, varoluşçu, eksiztansiyalizm
Benzer Kişiler

Wittgenstein (Kişiler) Mantık ve dil felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla 20. yüzyılın en önemli filozoflarından sayılır.

Lukács, Georg (Kişiler) Avrupa’da komünist öğretimin gelişmesini etkilemiş olan Macar Marksist düşünür ve edebiyat eleştirmeni.

Heidegger, Martin (Kişiler) Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olan Alman filozof.

Jaspers, Karl (Kişiler) Felsefede varoluşçu akımın teorisyenlerinden Alman filozof ve psikiyatrist. Modern psikiyatri, din felsefesi, tarih felsefesi ve siyaset felsefesinde önemli etkileri olmuştur.

Camus, Albert (Kişiler) Varoluşçuluk ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak kabul edilen Fransız yazar ve filozoftur.

Cioran, Emil (Kişiler) Filozof, deneme yazarı ve tanınmış 20. yy. retorik sentezcisidir.

Kant, Immanuel (Kişiler) Felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiş, Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biridir.

Nietzsche (Kişiler) "Güç Istenci", "Üstinsan", "Bengüdönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu Alman filozof.

Sartre (Kişiler) Felsefi içerikli romanlarıyla 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biridir.

Abbagnano, Nicola (Kişiler) Önde gelen İtalyan varoluşçusu.

Tamamlayıcı Konular