Aldatmak

Beklenmedik bir davranışla yanıltmak.

I didn't mean to deceive you. - Seni aldatmak istemedim.

Kendimizi aldatmayalım. - Let us not deceive ourselves.

Aldatmak, kandırmak, ihanet, kazıklamak, kalleşlik, uyutmak, kafeslemek, avlamak, faka basmak, dolandırmak, oyun yapmak, gözünü boyamak, yalan, yanıltmak, bilmek, bilgi, ahlak, suç

Aldatmak, kandırmak, ihanet, kazıklamak, kalleşlik, uyutmak, kafeslemek, avlamak, faka basmak, dolandırmak, oyun yapmak, gözünü boyamak, yalan, yanıltmak, bilmek, bilgi, ahlak, suç

Aldatmak konusunda özlüsözler

Aldatmak

"Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol."

Yalan Aldatmak
Aldatmak

"Tanrı’nın bilgisinin mükemmel olması ve onun aldanmaz ve aldatmaz olması inancı, vahyin temelini oluşturur."

Bilgi Aldatmak Tanrı Inanç
Aldatmak

"Kadın, her şeyi gören gözü bile aldatır."

Aldatmak Kadın
Aldatmak

"Medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes."

Medeniyet Aldatmak Dahilik
Aldatmak

"Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir."

Düşmanlık Kusur Aldatmak
Aldatmak

"Bazen sevdiğimizin bize yanıldığımızı belirtmesi, bizi aldatmasından daha ağır gelir."

Aldatmak Kabullenmek

Tamamlayıcı Konular

Güvenmek Güven duymak, güveni olmak, itimat etmek.

Vefasızlık Maddi ve manevi ilgi, sevgi veya desteğe rağmen karşılık görememe.

Yalan Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz.

Inanmak Bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek.

Kendini Bilmek İnsanin kapasitesinden haberdar olması. Kendini tanıyarak yapabileceklerini önceden kestirebilmesi ve ona uygun davranması.

Bilmek Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.

Cehalet "Benim ülkemde, şok edici bir düzeyde matematiksel cehalet var."

Felsefe Varlık, anlam gibi sorunların araştırılmasına yönelik düşünsel etkinlikler.

Fikir Düşünce, mülahaza, mütalaa.

Anlamak Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak.

Hayvan Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık.

Bilim Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.

Ego Ben

Farkındalık Farkında olma durumu, bilinç.

Bilgi İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.

Iletişim Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon.

Aydınlanma Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinmek, tenevvür etmek.

Bilinç Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur.

Bilgelik Bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse olmak.

Teknoloji

Ahlak Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları.

Ateizm Tanrının olmadığını savunan ve dinleri reddeden görüş.

Adalet Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme

Erdem Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet.

Saygı Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu.

Asosyallik Sosyal olmamak, genel kabul görmüş kuralların dışında hareket etmek.

Din Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet

Günah Cezayı gerektiren eylem. Dine aykırı iş.

Hırsızlık Başkasının malını gizlice almak, hırsızlık etmek, aşırmak.

Affetmek Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek, bağışlamak.

Asilik Yasalara veya kişilere başkaldırıcı, karşı olma hali.

Kusur Bilerek veya bilmeyerek bir işi gereği gibi yapmamak.

Suç Yasalara veya ahlak kurallarına aykırı davranış.

Bahane Bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep.