Öğüt

Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.

Harun'un öğütünüze ihtiyacı yok. - Harun doesn't need your advice.

Du hättest Harun um Rat fragen sollen. - You should've asked Harun for advice.

Öğüt, nasihat, uyarı, danışma, salık, fikir, akıl, tavsiye

Öğüt, nasihat, uyarı, danışma, salık, fikir, akıl, tavsiye

Öğüt konusunda özlüsözler

Öğüt

"Ben peygamber değilim. Benim işim duvar olan yerlere pencereler açmaktır."

Öğüt Aydınlanma Görmek Bilinç Bilmek Öğretmek
Öğüt

"En cömertçe verilen şey öğüttür."

Öğüt

Tamamlayıcı Konular

Akıl Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us.

Fikir Düşünce, mülahaza, mütalaa.

Tehlike Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen durum.

Fikir Birliği

Fikir Özgürlüğü

Genellemek Varlıklar veya olaylar arasındaki benzerlik bağıntılarını bir düşüncede toplamak, tamim etmek

Emretmek Buyurmak, emir vermek.

Ilgi Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma.

Demokrasi Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi.

Diktatörlük Egemen ve mutlak siyasi bir gücün, bir veya birçok kişinin oluşturduğu bir yürütme organınca, denetimsiz olarak yürütüldüğü siyasi düzen.

Irkçılık İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti.

Düşünce Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik.

Zeka İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı.

Düşünmek Aklından geçirmek, göz önüne getirmek.

Hayvan Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık.

İnsan